19 Ağu 2012

Nihat

Mr.H'nin kaleminden sürekleyici bir eser :)


                Yatağına uzandığında oldukça yorulmuştu. Bütün gün ev taşımıştı ne de olsa kolay değil. Pek güçlü bir adam olmamasına rağmen gücünün son kırıntısına kadar sırtlamıştı eşyaları. Bir arkadaşı için yapmıştı bu iyiliği ve karşılık olarak da bir tebessüm almıştı.
                Ah. İşte horlamaya başlamış bile... Bu gürültüyü çıkaranın aslında ne kadar naif bir insan olduğunu bilseniz şaşırırsınız. Çevresindekilerin her zaman yardımına koşar. Sıkıntılı zamanlarında hep arkadaşlarının yanında olur. Çirkin bir adamdır, ama sempatiktir. Bu yüzden de etrafında seveni çoktur. Bir de insanlara ‘hayır’ demeyi hiç beceremez. İnsanlara mı demişim? Düzeltiyorum. Kızlara...
                Ses kesildi. Hadi kafasının içine bir girelim bakalım neler oluyor şu an orada.
                ......
                Rüyasında bir trenin içerisindeydi Nihat. Ama ne tren... Pencereden dışarı baktığında bulutlardan raylar üzerinde, yerin çok çok üzerinde hareket eden bir vagonun içerisinde olduğunu gördü. Suratının bir yarısını cama dayayıp lokomotifi görmeye çalıştı fakat tren öylesine uzundu ki nerde başlayıp nerde bittiği görülmüyordu. Dışarıda bir şey göremeyeceğine emin olduktan sonra içeri odaklanmıştı artık. İçerisinin süslemeleri muhteşemdi. Zemini abanoz ağacıyla kaplanmış koridor karşıdaki kapıya kadar uzanıyordu. Sağlı sollu yerleştirilmiş koltuklar, kırmızı ipek kumaşlarla kaplanmış ve birbirine bakacak şekilde yerleştirilip, araya bir sehpa da eklenerek gruplanmıştı. Ve öylesine uzun bir vagondu ki bu yaklaşık 50 tane bu şekilde grup olduğuna emindi. Aslında içerideki süslerden ziyade koltuklarda oturan kızlar dikkatini çekiyordu. Her bölmede bir güzel kız tek başına oturuyordu. Hangisinin diğerinden daha güzel olduğuna karar vermek mümkün değildi. Nihat hayatı boyunca ne televizyonda ne de internette bu kadar güzel kızlar görmemişti. İşin ilginci hepsi de tanıyormuş gibi gülümseyerek bakıyordu ona. En yakındakinin masasına doğru gitmeye karar verdi.
                “Merhaba,” diye başladı söze. “Oturabilir miyim?”
                “Tabi oturabilirsin Nihat.” Dedi kız.
Bu kadar sıcak bir karşılama beklemiyordu doğrusu. Rüya gereği tanıyordu heralde kızı. Hani olur ya rüyalarda; siz rüyaya başladığınız anda bir arka plan belirmiştir zaten zihninizde...
“Eee, nasılsın bakalım, Pelin?” diye sordu Nihat. Kızın adını nerden bildiğini bilmiyordu. Ama biliyor olması güzeldi onun için.
“Pek iyi değilim aslında. Zaten seni görmek istememin sebebi de biraz bu.” Üzgündü kız bunları söylerken.
“Ne oldu? Hayırdır?” 
“Ya Kamil’le tartıştık biraz. Nehrin kenarında gezerken eteğim mi açılmış ne olmuş. ‘Neden düzgün giyinmiyorsun’ diye çıkıştı.”
“Ama kocaman insansın, bence izin vermemelisin nasıl giyinmene karışmasına. Bilmiyorum Kamil biraz zor bir adam gibi... Sen bilirsin tabi de ben uzun soluklu bir ilişkiniz olacağını sanmıyorum.” Belki Kamil’den soğutabilirse onu severdi Pelin.
“Öyle deme. Gerçekten tanısan çok seversin onu. Tabi ben hep sorunlarla geldiğim için böyle düşünüyorsun. Aslında çok iyi bir insandır Kamil. Tam bir cennetlik.”
Bir süre daha dertleştikten sonra kapıya doğru yöneldi Pelin. Nihat onun arkasından kapıya kadar süzüle süzüle giderken seyretti güzelliğini. Artık uyanmayı beklerken yan masadaki kızla göz göze geldi. Bu rüyanın bitmesini istemiyordu Nihat. Çünkü bu oturanın gidenden güzellikte aşağı kalır bir yanı yoktu. Bu sefer onun masasına oturdu kahramanımız.
“Selam, Burcu naber?” diye açtı konuşmayı. Hayret bu kızı da tanıyordu.
“Teşekkür ederim Nihat. İyiyim demek isterdim ama...” cevap yine üzgündü. Ne oluyor bu gece bu kızlara?
“Bir sıkıntın mı var?” deyip başlattı Nihat seansı. Bir süre bu kızın da sevgilisiyle olan problemini dinledikten sonra yine kalkıp vagonun sonuna doğru gidişini seyretti Nihat. Bu kız da sevgilisinden vazgeçmeye niyetli değildi. Arkasından bakarken aklında tek bir soru vardı: Kim lan bu Kamil?
Artık bir sonraki kızın yanına gitme vakti gelmişti. Daha cesur adımlarla ilerledi bu sefer. Hiçbir şey söylemeden oturdu sandalyeyi çekip. Bu seferki kızın problemi olduğu yüzünden belliydi. Yüzündeki tüm kasları ağlamaya hazır bir şekilde gerilmişti. Fakat şu yüz ifadesi bile güzelliğini gölgelemeye yetmemişti.
“Dur tahmin edeyim Gonca. yine mi Kamil?” Artık kızların ismini biliyor oluşuna şaşırmıyordu.
“Evet!” kız bu cevabı verirken içinden isyan ediyordu Nihat: ‘Allah’ım yine Kamil!’
“Ne yaptı bu sefer?”
“Aslında bir şey yapmadı. Sadece artık beni eskisi kadar beğenmediğini düşünüyorum.”
“Saçmalama lütfen! Sen çok güzel bir kızsın. Getirme aklına böyle şeyleri.” Bunları söylerken bir yandan da elini tutmak istedi. Fakat şu anda dert dinleyen dostane konumundan dolayı bunu direkt yapamazdı. En iyisi elini onun elinin yanına koyup serçe parmağıyla önce yanlışlıkla temas etmiş gibi yapıp, kızdan ses çıkmazsa tutmak olacağına karar verdi. Tam muhteşem planı başarıya ulaşmıştı ki bir şey oldu. Serçe parmağı Gonca’nın tenine temas eder etmez ortadan kaybolmuştu kız. Rüyanın en güzel yerinde uyanmaya başladığını sanmıştı ki karşısında iri yarı zebani gibi bir adam belirdi.
“Abi siz Kamil abi olacaksınız heralde. Şimdi benim burcuya söylediklerim tamamen...”
“Nihat!” Kekeleyerek söylediği sözlerini bitiremeden karşı taraf gür sesiyle kesmişti lafını. “Biraz geciktim. Fakat görüyorum ki ortama alışmakta güçlük çekmemişsin.”
Bu çam yarması kızgın olmadığına göre kızlara söylediklerinden haberi yoktu. Rahatlayabilirdi artık. Tam soru sormaya başlayacaktı ki yeniden konuşmaya başladı çam yarması:
“Benim adım Malik. Öncelikle neden burada olduğunu bilmediğini görüyorum. Nihat, sen öldün ve burası sizin ‘Öbür Taraf’ diye tabir ettiğiniz yer.”
Demek rüyasında ölmüştü. Daha önce de öldüğünü görmüştü aslında Nihat. Fakat o zaman direkt cenazesine gitmişti. Hemen aklından geçen ilk düşünceyi söyleyiverdi:
                “Öyleyse burası cennet olmalı.” Etraftaki güzel kızlara bakarak söylemişti bunu.
                “Hayır, değil.” Dedi Malik net bir şekilde.
                “Ama bunlar Huri değil mi?” cennet olmadığına şaşırmıştı gerçekten.
                “Evet, onlar huri.” Yine kısa ve net bir cümle
                “Anladığımı sanmıyorum.”
                “Onlar huri fakat burası cennet değil. Cehennemin bir tabakası. Bu kızlar cennetten buraya sıkıntılarını anlatmak için geliyorlar.”
                “Yani şimdi bir dakika! Ben cehennemde miyim?”
                “Evet dediğim gibi burası cehennem.”
                “Ama teorik olarak hiç zina yapmadığım için cennete girmem gerekmez miydi?”
                “Teorik olarak demeyelim de pratik olarak yapamadığın için böyle bir umuda kapılmış olman normal.”
                “Yani şimdi öyle gözüküyor ama ben isteseydim şimdiye kadar...”
                “Nihat! Lütfen burası armutlu kafe değil. Kimi kandırıyorsun sen.”
                “Yani şimdi ben burda dert dinleyecem fakat hiçbir şekilde dokunamayacağım bu kızlara. Bu mu ceza?”
                “Yani evet. Bir kısmı bu.”
                “Facebook’tan eklemek de yok?”
                “Burada o dediğin bulunmaz.”
                “Al işte! Cezanın geri kalan kısmı... Peki bu Kamil kim şimdi?”
                “O da cezanın kalan kısmı.”
                “Nasıl yani?”
                “Kamil’in kim olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceksin.”
                “Ohoo! Bu ne biçim rüya arkadaş ben uyanır giderim burdan.”
                “Ne uyanmasından bahsediyorsun sen?”
“Ben en son yatağa uzandım uyudum. Sonra buraya geldim. demek ki bunların hepsi bir rüya.”
“Yok ya! İstersen yabanın ucuyla bir yoklayayım?”
“Nasıl olur ya? Ben domuz gibi sağlıklıydım bu sabah. İki kamyon eşya taşıdım Ayşegül’ün evine...”
“Ah be çocuğum. Uyku apnesi varmış sende. Yorgunluk yaramamış.”

4 yorum:

  1. bu yazına dönücem...nerelere uzanış o üreten parmaklar..:))

    YanıtlaSil
  2. Valla benim değil bu yazı, bir arkadaşımın eseri :)

    YanıtlaSil